Inca News Haber Portalı

Inca News Haber Portalı Inca News Haber Portalı

Son Dakika
James Petras

James Petras
14:49, 05 February 2009 Thursday


Gazze: İran'a Saldırının İlk Hamlesi

petras


  • Paylaş


GİRİŞ

Faşist İtalya ve Nazi Almanya, Dünya İmparatorluğu’na başlangıç olarak toprakları ve ülkeleri bombaladı, işgal ve ilhak etti. İsrail’in bölgesel hâkimiyet isteği de onların adımlarını takip ediyor ve onların tarzlarını izliyor. Ayrım gözetmeden sivil ve askeri tesislerin bombalanması, zırhlı birliklerin önderliğinde vahşi yıldırım baskın (blitzkrieg) ve İran’a karşı daha büyük ve yeni bir savaş için askeri ve açık hazırlığın eşlik ettiği uluslararası kurumlardan gelen tüm eleştirileri inkâr ve küçümşeyiş. “Bolşevik Tehdidi”ni istismar eden Nazi liderliği gibi, İsrailli yüksek komuta da 74 milyon İranlıya karşı askeri saldırı hazırlıklarını meşrulaştırmak için “İslami terör” vesvesesini besleyerek dünya Siyonist ağı tarafından yönetilen gezegen çapında büyük bir propaganda kampanyasını harekete geçirmiştir. Tıpkı Nazi Almanya’sının “cephedeki gerçeklerle” yüzleştiğinde Batı’nın pasifliğini, sempatisini ve iktidarsızlığını saldırganlık ruhsatı olarak yorumlaması gibi, Lübnan’ın işgali, Suriye’nin bombalanması ve şimdiki Nazi tarzı Gazze saldırısı ve fethi karşısında Batılı hükümetlerin edimsizliği ve zayıf karşılığıyla İsrail askeri makinesi de yeni savaşlar için güçlü bir güdülenme kazanmaktadır. İsrail yüksek komutası için, Batılı devletlerin iktidarsızlığı ve yardakçılığı, İsrail’in Kızıl Deniz’den İran Körfezi’ne Orta Doğu’da egemenliği ve hâkimiyetini sağlayacak daha kanlı ve büyük savaşlar için yolu göstermektedir.  

GAZZE SALDIRISI: İRAN İÇİN SON PROVA

İsrail’in Gazze’deki askeri zaferi İran’a yapılacak olan tam ölçekli askeri saldırının son provasıdır. Gazze’deki soykırım kampanyalarındaki seyirlerinde İsrailli siyasi ve askeri stratejistler büyük miktarda hayati bilgi elde ettiler: (1)Avrupa, Kuzey Amerika ve Arap devletlerinin iktidarsızlığının ve yardakçılığının ölçüsünü; (2) Birleşik Devletler hükümetinden muhalifleri püskürtmede edinilebilecek siyasi destek ile yüksek derece ve derinlikteki malzemeyi; (3) en vahşi katliamlarda bile Yahudi seçmenler arasındaki yüksek dereceli dâhili desteği; (4)ABD ve Batı Avrupa’daki en büyük ve siyasi nüfuzlu zengin Yahudi-Siyonist örgütlerin saldırgan bir savaş için sorgusuz büyük desteklerini; (5) Birleşmiş Milletler’in zayıflığı ve etkisizliğiyle tüm bir halkın varlığını yok etmeye yönelik İsrail’in soykırım kampanyasını durdurmada tüm insani örgütlerin yetersizliğini (6) ABD’deki tüm haber ajansları ve kitle medyasıyla Avrupa ve dünyanın geri kalanındaki ekseri basının koşulsuz desteğini; (7) liberal eleştirmenlerin soykırım kurbanlarıyla soykırım yapıcılarını “şiddet” için eşit olarak suçlama isteğini yani İsrail devletinin etkin nihai kınanmasını etkisizleştirilmesini; (8) tüm gazeteciler, yazarlar, akademisyenler ve politikacıların İsrail propaganda ofisinin örtmece (edebi kelam) jargonuna uyarlanabileceğini.

Örneğin, sürdürülen topyekûn savaş “baskın/akın” olarak adlandırılmaktadır. İsrail helikopterleri ve savaş uçaklarıyla yapılan binlerce hava saldırısı tek tük zararsız ev yapımı roket saldırıları aynı kefeye konarak “şiddet” olarak adlandırılmaktadır. Binlerce sivil ev, hastaneler ve temel altyapıyı İsrail’in hedef alması, “terörist” hedefler olarak yaftalanmaktadır. Direniş savaşçılarına “Hamas teröristleri” denmektedir. Kızıl Haç, Birleşmiş Milletler yardım tesisleri, hastaneler, camilerin bombalanması “hata” olarak adlandırılmakta ya da “Hamas teröristleri saldırı noktaları” olarak meşrulaştırılmaktadır.

İsrailli siyasi liderler küçük kirli “savaş”larından bir ulusu yok edebileceklerini, bir toplumu kırıp geçirebileceklerini ve dokunulmazlıkla 7 bin sivili katledip sakat bırakabilecekleri dersini çıkarmışlardır. İsrailli liderler, diplomatik ilişkilerde kayıpları olmadan (Moritanya, Katar, Bolivya ve Venezüella hariç) saldırgan soykırım savaşı yürütebileceklerini öğrenmişlerdir.  İsrailliler bölgedeki büyük Arap rejimlerinin sadakatini ve itaatkârlığını başarıyla test etmiş ve Mısır, ‘Filistin Yönetimi’, Ürdün ve Suudi Arabistan’dan zımni (kendiliğinden) muvafakatini (rıza)  ve işbirliğini güvence altına almışlardır. İsrailli sivil-askeri liderler, tüm Siyonist liderler ve medya devlerinin desteğiyle birleşen bu yüksek derecedeki hükümet yardakçılıklarıyla, büyük ölçekli sokak protestolarını, sürekli boykot istekleri ve Birleşmiş Milletler’in kınamalarını bertaraf edebileceklerini hesaplamaktadır. İsrailli liderler, ileri gelen dini liderler ve artan Yahudi muhalifleri, eleştirel entelektüeller ve eylemcilerin Batılı hükümetler üzerinde netice itibariyle hiçbir etkisi olmayacağını ya da önde gelen Yahudi organizasyonların sadakati ve iştiyakını azaltmayacağını bilmektedir.

GÖRÜNMEZ TEHDİTLER VE GÖRÜNÜR MUAFİYET

İsrail’in soykırım savaşlarına karşı iki potansiyel tehdit, ithalat ve yatırım yapan ülkelerin ekonomik boykotu ve askeri yardımın kesilmesi gerçekleşememiştir. Kuzey Amerika’daki önde gelen Siyonist organizasyonlar, boykot konusunun yasama ve yürütme organlarında bir kere bile ortaya atılmayacağını garanti altına almışlardır. ABD’de AIPAC, önergeleri kaleme aldı ve AIPAC’in dayattığı ve İsrail’in işgal ile kıyımını onaylayan tasarının neredeyse oy birliğiyle (yüzde 100 Senato ve yüzde 90 Kongre) geçmesini sağladı. Daha da ötesi Siyonistlerin sömürgesi Pentagon, Filistinlilerin katliamının ortasında İsrail’i yeniden-ikmal edecek 1000 poundluk bombalar ve füzelerin devasa sevkiyatını onayladı. Savaş karşıtlarının protestolarına rağmen ABD politikaları üzerindeki Yahudi Siyonist Lobilerin kontrolünü gören İsrailli liderler şeytani bir haz duydu. Çok azı, eğer tabi varsa, dünya çapındaki protestocular Orta Doğu’da ABD, Kanada ve Avrupa politikalarını yürüten kendi ülkelerindeki Siyonist örgütleri fark ederek kınadılar.

Hiçbir şey, Gazze Soykırımı esnasında meydana gelen iki olaydaki 51 Büyük Amerikan Yahudi Organizasyonu’nun (Ek 1)  İsrail dış politikası amaçlarına topyekûn ve körlemesine bağlılığıyla boy ölçüşemez. Dışişleri Bakanı Condeleeza Rice’ın Gazze’de ateşkes için Güvenlik Konseyi’nde bir karar çıkartmak için çalıştığını duyan “51”ler, tüm büyük Yahudi organizasyonu tüm üyelerini onu durdurmak için harekete geçirmişlerdir. Yahudi haftalık dergisi Forward’ın haberinde olduğu gibi: “5 Ocak’taki Yahudi aktivistleri konferans çağrısı esnasında Büyük Amerikan Yahudi Organizasyonları Birliği Başkanı Malcolm Hoenlein, uluslararası organların Gazze konusunda karar almalarını engellemeye özel bir öncelik verdi. Hoenlein, ‘Güvenlik Konseyi’nden kararın geçmemesi için büyük gayret sarf etmek zorundayız’ dedi.” (Forward, 15 Ocak 2009)

ABD’nin Orta Doğu politikası ve Başkanlığı’nın yaltakçılığı üzerindeki İsrail hakimiyetine olan Siyonist inancıyla ilgili ikinci örnek, İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in Birleşmiş Milletler’de Beyaz Saray politikasını dikte ve empoze ettiğiyle övünmesiyle geldi. Forward’a göre “İsrail Başbakanı Ehud Olmert yanlış bir şey yapmadı ancak çenesini kapatması gerekiyor. Bu birçok Yahudi liderin tepkisidir… Karalama Karşıtı Cephesi Ulusal Direktörü Abraham Foxman, ‘Olmert’in yaptıklarıyla ilgili bir derdim yok’ dedi” (Forward 15 Ocak 2009) Eski AIPAC şef lobicisi Douglas Bloomfieled, İsrail’in ABD politikalarını dikte etmesiyle onun (bir Amerikan vatandaşıdır) bir sorunu olmadığını ancak “bunun hakkında konuşmanın bir hata” olduğunu söyledi. (Forward 15 Ocak 2009) İsrail’in Washington’daki gücü hakkında konuşulması, ABD politikalarının yönlendirilmesinde Siyonist Erk Dokusu’nun rolünü teşhir etmektedir.

Bu örnekler, bir kez daha İsrail ve onun ABD-Siyonist Beşinci Kol (düşman için çalışan gizli örgüt) ile soykırımı desteklemek pahasına bile olsa ABD politikasındaki erkleri arasındaki kopmaz bağlantıları gözler önüne sermektedir. Bu olaylar büyük Amerikan Yahudi organizasyonlarının, Beyaz Saray’ın kitle imhayı içerse dahi İsrail politikasından en ufak bir kaymasına bile müsamaha etmeyeceğini göstermektedir. Sekiz yıl boyunca Başkan Bush’un İsrail savaş makinesini körü körüne izlemesi ve finanse etmesi dahi yeterli olmamıştır: ABD Yahudi liderleri onun ofisteki son günü dâhil yüzde 100 itaatinden faydalanmışlardır. Forward’ın söylediği gibi: “İsrail ve Yahudi guruplardan gelen bu sert ifadeler, yeni gelen yönetim (Obama) için bir mesaj mahiyeti taşımaktadır…” (Aynı yazıdan)

Siyasi erk pozisyonlarını ele geçirmeye ek olarak, ABD’deki büyük Siyonist Yahudi örgütlerin önceliklerinden biri de İsrail’in yararına hikâyeler üretmek, propaganda yapmak ve özür dilemektir. BM Genel Kurulu, Kızıl Haç ve diğer insani gruplar tarafından kınanan İsrail’in Filistinlilere karşı en vahşi cinayetleri karşısında dahi Amerikan Yahudi dini kurumları ve lobileri sadakatlerinin İsrail’e olduğunu göstermişlerdir. İsrail savaş suçları için gerekçeler ve özürler (İsrail devletinin papağanlığını yaparak) yazan ve yayımlayan Siyonist gazeteciler, akademisyenler, ‘uzmanlar’ ve editörler gibi ‘adamları’ yoluyla kitle medyasındaki hakimiyetleri kendi iç yazışmalarıyla belgelenmiştir. Siyonist propagandacılar bu makaleleri meslektaşları yoluyla yayarak, geniş kamuoyu desteği gibi göstermektedir, aslında yaptıkları İsrail-Siyonist propagandasının yeniden-üretimidir. İsrail’in Gazze’deki kan banyosu savunmasında Siyonist propaganda operasyonunun tarzı ve içeriği aşikârdır. Tarzları, totaliter rejimlerin bir andaçı olarak Büyük Yalan’dır. Büyük Amerikan Yahudi Organizasyonları’nın 51 Başkanı’nın (PMAJO) ağzından birkaç örneğe bakmak yararlı olacaktır:

  1. Yahudi Devleti’nin cinayetlerini küçük göstermek için izahlar uydurmak ve İsrail savaş suçlarını reddetmek. The Daily Alert (22 Ocak 2009) İsraillilerin “ekserisi savaşçı olan” 600 Filistinliyi öldürdüğünü iddia etti. The Daily Alert, 3’t 2’si kadın, çocuk ve asker olmayan bin 400’e yakın ölümü belgelemek için hayatlarını riske atan (bazıları öldü) gazeteciler, sağlık ekipleri, uluslararası ve Filistinli doktorlar, Kızıl Haç yetkilileri ve insan hakları çalışanlarının bölgeden verdikleri haberleri yalanladı.
  2. Binlerce mülteci arasına sızan “Filistinli teröristler” tarafından kullanıldığı iddiasıyla BM tarafından idare edilen okulların bombalanmasının gerekçelendirilerek İsrail propagandasının tekrarı. (The Daily Alert 22 Ocak 2009) Kız ilkokulundaki enkaz altından Birleşim Milletler çalışanları, Uluslararası Kızıl Haç ve Filistinli sağlık ekipleri tarafından çıkarılan 40 ceset arasında tek bir silahlı direnişçi yoktur. Her organizasyon ve birey Avrupa Birliği dâhil okulun İsrail bombalanması karşısındaki Siyonist-Amerikan özrünün yalanlandığına şahit olmuştur. The Daily Alert’de yayınlanan en acayip uydurmalardan biri de “Hamas Sivil Mahallelerden Ateş Açıyor” başlığıyla ve Rod Nordland(Newsweek) imzasıyla verilen fakat aslında tersini iddia eden makaledir: “Doğu Cebaliye’de görüşülen tüm sakinler, direniş savaşçıları ve roket saldırıları gibi bölgeden hiçbir provokasyon olmadığında ısrar etmişlerdir.”
  3. Üçüncü yalan kuyruklu cinstendir: “İsrail Gazzelilere yardım için elinden gelenin en iyisini yapmaktadır” (Daily Alert 16 Ocak 2009). Gerçekte, İsrail Gazze’ye gelen tüm ilaç ve tıbbi malzemeyi engellemiş, hastaneleri bombalamış, ambülânsları vurmuş, doktorları ve sağlık ekiplerini katletmiş ve su, gıda ve yakıtın sevkiyatını engellemiştir. İsrailliler merkez Birleşmiş Milletler gıda ve sağlık deposunu vurarak içindekileri yok etmiştir. ABD Dışişleri Bakanı Rice İsrailliler önünde diz çöküp onlara “böylesi olaylardan (tekrar etmesinden) kaçınmaları” için yalvarırken (Daily Alert 16 Ocak 2009) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, dumanları tüten BM deposundaki yıkımı görmek için ziyaret ettiğinde bu utanmaz-arlanmaz yalandan küplere binmiştir.
  4. Yahudi propaganda gazetesi tüm Filistinli Arapları “Büyük İsrail”den sürülmelerini savunan aşırı milliyetçi Natan Sharansky imzalı “Gazze’yi Terör’ün Kalbini Yok Ederek Kurtarmak” adlı bir makale yayımlamıştır. Bloomberg’de yayınlanan bir makalede, Sharansky, 10 binden fazla evin yerle bir edilmesini, 40 binden fazla evin, yolların, elektrik, su ve kanalizasyon tesislerinin, 121 endüstri ve ticari atölyenin, 30 caminin, 29 eğitim kurumunun, çiftliklerin, kümeslerin, mandıraların, küçük balıkçı teknelerinin ve balıkçı limanlarının (Filistin İnsan Hakları Merkezi bilgilerine göre ve Stephen Lendman’ın ‘İsrail Direniş Hariç Her Şeyi Yok Etti’ (25 Ocak 2009) adlı makalesinde atıfta bulunulan) vurulmasını savunur.
  5. Beşinci Büyük Yalan: “İsrailli Pilotlar Sivilleri Vurmatan Kaçınmak İçin Özen Gösteriyor” (Daily Alert, 14 Ocak 2009). Tüm uluslararası medyada yayınlanan resimler bu Siyonist propaganda iddiasını çürütmüştür. Apartman bloklarının hayaletimsi enkazları, Gazze’ye nihayet girebilen BBC muhabirlerine göre nükleer saldırıyı ya da bir depremi anımsatmaktadır. Sayısız Avrupa Parlamento temsilcisi ve tüm dünyadan bölgeyi giden ziyaretçiler yıkım karşısında afallamışlardır. İsrailli pilotlar sadece sivil hedefleri hedef almakla kalmamış, kara birlikleri de beyaz bayraklar taşıyan sivilleri katletmiş ve hatta bazı durumlarda kaçmaya çalışan küçük çocukları dahi vurmuşlardır. Kurtulan Filistinli çocuklar babalarının ailelerinin gözleri önünde idam edildiğini anlatmaktadır.

Önde gelen Siyonist organizasyonlar tarafından desteklenen Büyük Yalan Hahamların minberlerinden de üyelerine ve ötesine yankılanmaktadır: Yerel Siyonist gruplar içindeki üyeler arasında yapılan gayri resmi telefon araştırmaları aynı yalan ve özürleri neredeyse harfi harfine tekrarlamaktadır. Kısacası, ne gerçekler ne evrensel kınamalar ne de muhalif hahamlar, Yahudi ünlüler, yazarlar ve eylemciler tarafından yapılan karşı çıkışlar, büyük Yahudi organizasyonlar ve onların yeni Obama yönetimindeki etkili pozisyonlardaki ajanları üzerinde küçük bir etki bile yapamamıştır. Gazze’deki kitle imhasının istekli suç ortakları ve yardakçılarıdır. İran’a karşı önleyici hava saldırısının yapılmasının aktif savunucularıdır. İsrail’in insanlığa karşı gerçekleştirdiği herhangi bir suç için koşulsuz olarak özür dileyeceklerdir. Harvard’daki akademisyen özürcüler İsrail Soykırımı’nın “Adil Savaş”ın bir parçası olarak savunurlar. Evrensel kınama karşısında Holocoust’a atıfta bulunarak onların ve Devletlerinin adil ve kutsal Doğru’ya karar verecek ve yargılayacak yegâne Ahlaki Halk olduklarını öne sürmeye devam edeceklerdir.

İsrailli liderler mükemmel şekilde soykırımın savunulmasında etkin rolleriyle ‘Beşinci Kol’ ile hareket eden “serbest ellerinin” farkındadırlar. İsrailli liderler, İran ya da Suriye/Lübnan’a daha büyük, daha vahşi ve daha yıkıcı bir savaş (önleyici nükleer saldırı olasılığı dâhil) başlattıklarında, Beyaz Saray ve ABD Kongre desteğini garantileyecek bir milyon üyeli ABD Siyonist Lobisi’ne güvenebileceklerinden emindirler. İsrailli liderler artık savaş karşıtı hareketin bir kez daha Siyonist Erk Doku’sunda gerçek erk sahiplerine değil de “erkin gölgeleri”ne doğru harekete geçeceğini bilmektedir.

GAZZE: ABD KONGRESİ VE BEYAZ SARAY’IN İTAATİNİN TESTİ

Aşırı vahşetle Gazze’ye yapılan saldırıyla, İsrail daha saldırgan savaşlar için ABD’nin desteğinin sınırlarını test etmiş oldu. Gazze, Yahudi liderlerine ABD Siyonist siyasi nüfuzunu ve İsrail, 74 milyon İranlıyı taş devrine gömecek bombaları atmaya karar verdiğinde “sonuna kadar” gitme isteklerinin derinliğini ve genişliğini ölçme fırsatını verdi.  Ya da İsrailli Siyonist tarihçi Benny Morris’in 18 Haziran 2008’de New York Times’da İran’ı “nükleer atık sahasına” dönüştürmeyi söylemesi gibi.

Başbakan Olmert’in Başkan Bush’u kamuoyu karşısına çıkmasından alıkoyduğunu ve Dışişleri Bakanı Condeeleza Rice’a Gazze’de ateşkes öneren kendi kararında çekimser kalmasını emrettiğiyle övünmesinin birçok anlamı vardır. Olmert’in ifşasındaki en bariz olan İsrailli liderlerin Beyaz Saray üzerindeki erkidir. İkinci olarak, gücün kamuoyu önünde kullanımı, dünyaya İsrail’in Birleşik Devletler Başkanı’nı küçük düşürmek ve dalga geçme yetkinliğini gösterir. Üçüncü olarak İsrail’in ABD dış politikasında Dışişleri Bakanı’nda daha fazla söz sahibi olduğunu anlatır. Dördüncü olarak İsrail’in ABD’nin Güvenlik Konseyi’nde nasıl davrandığı, oy verdiği ve çekimser kaldığını kontrol ettiğini ve ABD’nin İsrail’in onayına bağlı olduğunu söyler.  

İSRAİL, SİYONİST BEŞİNCİ KOL VE İRAN

İsrail Orta Doğu’da askeri silahları yoluyla güç tatbik etmektedir. Sürekli tekrarladığı tehditleri ve komşu ülkelere yaptığı kara ve hava saldırıları, bölgesel hâkimiyetini iddia ettiği kasıtlı bir stratejidir. Yakın geçmişte İsrail’in bölgesel gücü, İsrail’in askeri hâkimiyetine karşı çıkan bir ülkeyi yok etmek için kendi askeri güçlerini kullanan ABD ve Kanada’daki Siyonist Erk Dokusu’yla artmıştır.  Savaşın uzun soluklu desteklenmesinde ABD hükümeti içerisindeki İsrailli İlkçilerin ölümcül rol aldıkları Irak’ın işgali ve ilhakı klasik örnektir.

1980’lerin sonlarından bugüne, ABD Siyonist Erk Dokusu (ZPC), İsrail’le işbirliği içerisinde ABD’nin İran’la askeri yüzleşmesini destekleme kampanyasında ön cephede olmuştur. Siyonist askeri önergeler Bush yönetimin 8 yılı süresince baş döndürücü bir momentum kazanmıştır. ZPC, nükleer programı hakkında söylentiler uydurarak ve yayarak, ABD Hazine Bakanlığı’ndaki (Stuart Levy idaresinde) anahtar pozisyonları ele geçirerek diğer hükümet, endüstri, banka ve yatırımcıları İran’ı boykot etmesi için zorlayarak İran’ı şeytanlaştırmak için acımasız kitle medya propagandası yürütmektedir. Siyonist Hazine Bakanlığı yetkilileri, askeri bir saldırıya uygun hale getirmek için İran ekonomisini boğmayı ve zayıflatmayı ummaktadır. Kuzey Amerika’da başka tek ya da birleşik bir güç ya da, hatta dünyadaki hiçbir yer (İsrail hariç), ABD hükümetindeki Siyonist politikacılar ve yetkililer gibi İran’a karşı bir saldırgan savaşın desteklenmesinde böylesi büyük bir rol almamıştır. Yahudi lobileri, Siyonist propaganda merkezleri, multi-milyarderler ve yüzlerce Yahudi toplum organizasyonları tarafından yardım görmüşler, teşvik edilmişlerdir.

Büyük Yahudi dini organizasyonlar İsrail propagandasının iletimi için çok etkin bir rol oynamaktadır ve Siyonist şemsiye örgütleri içerisinde de büyük bir güç oluşturmaktadır. (Örneğin, Büyük Amerikan Yahudi Organizasyonları Başkanları Birliği ya da CPMAJO gibi.) Birliğin tam olarak 5’te biri temel işlevleri ABD politikalarını her seviyede müdahil olarak İsrail amaçlarını desteklemek olan ruhban-Siyonist organizasyonlarından meydana gelmektedir. Muhafazakar Yahudiler Birleşik Sinagogu adlı birinden gelen bir bildiri İsrail’in Gazze’deki soykırımın savunulmasındaki detaylı stratejilerini ortaya koyar: “Her cemaat İsrail’i desteklediklerine dair bir bildiri yayınlamalıdır. Şehir, eyalet, bölgesel ya da federal seviyelerinde seçilmiş yetkililerden açıklamalar istenmeli. Dini, etnik ve diğer önde gelen isimlerden açıklamalar istenmeli. Medya haberleri izlenmeli ve karşılık verilmeli. Mümkün olduğu zaman İsrail’e olan desteklerini göstermek için kamu yetkilileri ve önde gelen sözcüler gibi Yahudi olmayanlar da dâhil edilmeli”. Sonrasında bildiride İsrail siyasi-askeri yüksek komutasının tıpkıbasım propaganda fabrikasyonlarını tekrarlayan “Gazze Şeridi’ndeki durum hakkındaki konuşma noktaları” serilerini önerilir: İsrail’in barışçı amaçlarını öne sürmek, Hamas’ı saldırgan olarak suçlama ve “İsrail’in Gazze’de sivil kayıpları önlemek için gücü nispetinde her şeyi yaptığını” iddia etmek. Birleşik Sinagoglar içindeki Yahudi din adamları, cemaatlerine 5 binden fazla sivil yaralanmayı, 4’te 3’ü kadın, çocuk ve siviller olan bin 300 ölümü, yıkılan 60 okul, binlerce evi ve düzinelerce camiyi, Birleşmiş Milletler, Kızıl Haç ve tüm İsrailli ve Filistinli insan hakları örgütleri tarafından yapılan kınamaları yok saymalarını söylemektedir.

Dini Muhafazakâr Yahudiler tarafından önerilen stratejik bildiri, ‘Başkanlara” bağlı 51 dini ve laik grupların oluşturduğu tüm ağınkine benzemektedir. Bu aşırı disiplinli, iyi finanse edilmiş azınlık, etkili Gayri Yahudilere “baskı” yaparak, İsrail’in bugün Gazze’de ve yarın İran’daki soykırımının savunucusu olarak tüm kitle medyası ve önde gelen kamu isimlerini önü alınmaz bir canavara (juggernaut) dönüştürerek gücünü kendi üyelerinin çok daha ötesine katlamakta ve elinde tutmaktadır.

İSRAİL’İN İRAN’A ASKERİ TEHDİDİ

Bazı sol şüphecilerin (septik) aksine, İsrail, İran’a devasa hava saldırısı için operasyon planlarını ilerletmiştir. Yakın geçmişte birçok sefer, İsrail İran’a Beyaz Saray tarafından geri çevrilen birçok hava saldırısı planlamıştır. Yahudi devleti açıkça İran’ı eğer yasal ve uluslararası olarak tanınan uranyum zenginleştirme hakkını kullanmaya devam ederse tek taraflı vuracağını açıklamıştır. Bu Şubat’ta yapılacak ulusal seçimin en olası galibi Bünyemin Netanyahu, İran’a yapılacak askeri saldırının gündeminin en üstünde yer aldığını açıkça ifade etmiştir. Bu söylem, ABD’nin rızasını, desteğini ve aktif işbirliğini garanti almak için ABD’deki Siyonist-Yahudi organizasyonlarını çabalarını iki katına çıkarmaya sevk etmiştir. 7 Ocak 2009’da yüksek dereceli çeşitli İsrail askeri kaynaklarına dayanarak The London Sunday Times, “İsrail’in İran’ın uranyum zenginleştirme tesislerini taktiksel nükleer silahlarla yok etmek için gizli planlar yaptığını ve iki İsrail Hava Kuvvetleri filosu, bir İran tesisini azaltılmış nükleer “sığınak-yok edicileriyle” vurmak için özel olarak çalıştıklarını” yazdı. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, İran’a yapılacak askeri bir saldırıyı “son seçenek” olarak tanımlaması, İsrailli liderlerin kendilerinin vurmak zorunda olduğu sonucuna ulaştırdı. Hazırlıklar İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Eliezar Shkedi tarafından yürütülmektedir. (Times Online 7 Ocak 2009)

İsrail destekçisi New York Times’da daha sonra yayınlanan yazıda, önde gelen Siyonist sempatizanlarından David Singer: “Başkan Bush, İran’ın ana nükleer kompleksini vurmak için özel sığınak bombalarıyla ilgili İsrail’in isteğini geçen yıl (2008) reddetti.  Bush yönetimi özellikler İsrail’in Irak üzerinden uçarak İran’ın ana nükleer kompleksine ulaşma isteğinden paniğe kapıldı. Beyaz Saray bu isteği anında geri çevirdi.” Sanger, İsraillilerin ABD’nin askeri bir saldırı için ABD’nin işbirliğini garanti altına alma çabalarını baltalamak için İran’ın nükleer savaş başlığı üretimini 2003’te sonlandırdığını gösteren 16 ABD istihbarat ajansının detaylı raporu nedeniyle de öfkeye kapıldığını yazdı. Sanger, “2008 başlarında” başlayan ancak ABD ordusundaki muhalefetle geciktirilen tek taraflı İsrail saldırısı için mizansen oluşturacak İran’ın nükleer programıyla ilgili temelsiz iddialarına yer verdiği birçok paragraf harcadı.

Önümüzdeki İsrail ulusal seçimleri İran’a büyük askeri saldırı için İsrail planlarının ivme kazanacağını taahhüt etmektedir. Yapılan kamuoyu araştırmaları birçok etkin Siyonist-Amerikan organizasyonun da gözdesi ultra-militarist Siyonist Bünyemin Netanyahu’nun ekseri Yahudi seçmen tarafından seçileceğini ortaya koymaktadır.  Çok yakın zaman önce (24 Ocak 2009) Wall Street Journal’da yayınlanan söyleşisinde Netanyahu, İran’dan “teröristlerin ana üssü” olarak bahseder ve “İsrail’in büyük şehirlerine yakın bir İranlı terör üssünü (Gazze) kabul edemeyeceğini” söylemiştir. İsraillilerin sivilleri katletmesini de Filistinli direnişin (“teröristler”) “siviller arkasına saklandığını” söyleyerek meşrulaştırarak devam etmiştir… İsrailli liderin ayağının altında ağzı açık dinleyen Wall Street muhabiri Brett Stephens, Netanyahu’nun İran’a saldırı için meşrulaştırma gerekçelerini onaylayarak, “Nükleer bir İran, dünyaya ekonomik krizden daha fazla bir tehdit oluşturmaktadır. Bu İsrail’in varlığında doğrudan bir tehdittir” diye yazdı. Stephen Netanyahu’nun Obama’yla ilgili duruşunu toplayarak devam etti: “Eğer diplomasi işe yaramaz ve ABD askeri güce başvurmazsa, İsrail tek başına gitmeye karar verecektir”.

İsrailli liderler geçici olarak İran’a saldırmaktan vazgeçmiş onun yerine Tahran’daki Müslüman müttefiklerine karşı İsrail savaşında olası Filistinli direnişi kırmak için Gazze’ye saldırmışlardır. İsrail’in İran’a savaş planları yeni Obama Başkanlığı’nda güçlenecektir. Ultra Siyonist Dennis Ross’un Başkan Obama’nın İran Başdanışmanı olarak atanması ve Hillary (“İran’ı mahvedeceğiz”) Clinton’un Dışişleri Bakanlığı’na getirilmesi, İran’a ABD destekli İsrail önleyici saldırısı sorusunun gerçekleşmeye bir adım daha yaklaştırmaktadır. Azami iki ay önce Ross, İran’la savaşla ilgili “yol haritası” içeren bir doküman imzalamıştır. Obama rejimi içerisindeki baştanbaşa politika-üretim makinesi içindeki Siyonist istila, İsrail’in İran’a karşı herhangi istihbarat ya da askeri muhalefetin susturulacağı ve sözcülerinin de sürüleceği anlamına gelmektedir. 

OBAMA REJİMİ VE İSRAİL

Obama rejimindeki fark, illa aranacaksa, Temsilciler Meclisi’nden Kongreye kadar tepeden tırnağa Orta Doğu politikasını ilgilendiren tüm stratejik kararlara etki edecek pozisyonlardaki Siyonistlerle doldurulmasıdır.

Amerikan Yahudi-Siyonist yayınların ana haber ajansı Jewish Telegraph Agency (20 Ocak 2009), Obama rejimindeki stratejik Orta Doğu mevkililerine getirilen “İsrail destekçisi” Siyonistlerin ayrıntılı listesini yayınladı. Siyonist kontrolün kanıtı ezicidir, sonuçları herhangi bir “dengeli” barış görüşmesi için ölümcüldür ve İsrail’in bölgedeki savaş ihtirasları için aşırı derecede umut vaat edicidir:

  1. Dennis Ross, İran politikasında etkin bir danışman olacaktır. Ross, görüşmeleri baltalayacak yaptırımların ağırlaştırılmasını ve askeri seçeneğin zorlanmasını savunmaktadır.
  2. Obama’nın Afganistan temsilcisi olarak atanan Richard Holbrooke, Clinton yönetiminde BM temsilcisi olarak çalışan önde gelen Siyonistlerdendir. Eğer yasal nükleer enerji programını İsrail’in dikte ettiği şekilde sonlandırmazsa İran’a karşı askeri hareketi savunan Nükleer İran’a Karşı Birlik adlı bu amaçlı bir grubun başına geçmiştir.
  3. Obama’nın Filistin-İsrail temsilcisi George Mitchell, Siyonist cephe grubu Bipartisan Policy Center’ın dört eş başkanından biridir. Bu Merkez, yaptırımlardan ambargoya, deniz ablukasından askeri saldırıya kadar İran’a adım adım bir yaklaşım önermektedir.
  4. Dan Shapiro ve Punet Talwar, Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Orta Doğu politikasında katkı sağlayacaklardır. İsrail’e istişare içerisinde Shapiro, “Suriye Kararı’nın (Suriye’ye yapılacak yaptırımlarla ilgili sert önlem) Senato’dan geçmesinde anahtar” rol oynamıştır. Shapiro, Obama’nın 2008 Mayıs’ında Washington’daki AIPAC konferansında yalaka ve dansöz konuşmanın eskizini hazırlamıştır. Puneet Talwar, İran dâhil İran Körfezi konularıyla ilgilenecektir. Önceki Senatör ve şimdiki Başkan Yardımcısı Joe Biden’in basın ekibindeydi ve AIPAC ‘ın yakın işbirlikçisi ve ileticisiydi.
  5. Eric Lynn, Beyaz Saray Orta Doğu politikası işine seçildi. Kariyerine 1998’de AIPAC stajyeri olarak başladı ve “Kongre’deki en sadık İsrail destekçilerinden biri olarak anılan” Kongre üyesi Peter Deutch’ın ekibinde devam etti. Lynn, Siyonist askeri kültürü özümsemek ve İbranice öğrenmek için bir yıl İsrail’de kaldı.
  6. James Steinberg ve Jacop ‘Jack’ Lew, Clinton’un Dışişleri’ndeki temsilcileri olarak adlandırıldı. ‘İsrail destekçi toplulukla güçlü ilişkileri’ bulunan Steinberg, İsrail isteklerine teslim olması için Arafat’a İsrail baskısını yönelten isimdi. Jack Lew, deniz aşırı ekonomik dürtüleri yönetecektir. İsrail militarizmini desteklemek için Amerikan ekonomik kaynaklarını kullanacak ve muhaliflerini cezalandıracak ya da ödüllendirecek Ortodoks bir Siyonist’tir. Citigroup yatırım biriminin başkanı olarak İsrail Devlet Bonoları’nda 50 ila 100 bin dolarlık yatırımı bulunmaktadır.
  7. Samantha Power, bir zamanlar, 2002’de, İsrail’in savaş suçlarının eleştiricisi olduğu için Siyonist Erk Dokusu tarafından 2008 Mart’ında Obama kampanyasından çıkarıldı. İsrail’e ‘sefil bir özür’den sonra Clinton’un geçiş ekibi üyesi olarak yeniden birleştirildi ve “rehabilite” edildi.
  8. Hayat boyu Siyonistlerden Cass Sunstein, Obama rejiminin anahtar propaganda kollarından Beyaz Saray Bilgi ve Denetim Ofisi’nin başına getirildi.
  9. Rand Beers, Senatör Kerry’inin 2004’te başkanlık kampanyasındaki ulusal güvenlik danışmanlarını yönetti ve İsrail-destekçisi siyasi mekanizmayla “yakın ilişkiler” kurdu. İç Güvenlik danışmanı olarak, “İsrail ve ABD’nin daha yakın müttefik olması için kilit adam”lık yapacak. (Yahudi Telgraf Ajansı 20 Ocak 2009)
  10. Lee Feinstein ve Mara Rudman, Clinton Yönetimi’ndeki Siyonist emektarlardan. Feinstein Dışişleri Bakanı Clinton’un danışmanı ve Rudman da Başkan Obama’nın Dış Politika danışmanlarından.
  11. Obama’nın BM Büyükelçisi olarak atadığı Susan Rice, geçtiğimiz yaz İran’a saldırı ve ambargo için daha fazla İsrail-ABD koordinasyon çağrısı yapan Washington Institute for Near East Policy (WINEP) çalışmasını imzaladı. WINEP, İsrail’in en fanatik, kavgacı ve sorgusuz destekçileri için tanınmış bir propaganda makinesidir. Senato’daki konuşmasında Rice, Birleşmiş Milletler’in İsrail’in Gazze’deli kan banyosunu eleştirmesini kınadı.

Obama’nın dış politika rejiminin tepesinde Başkan Yardımcısı Biden (“Ben bir Siyonistim”), Dışişleri Bakanı Clinton (“İran’ı yıkın”) ve Savunma Bakanı Gates  (İsrail baskın Bush Yönetimi artığı) bulunmaktadır. Bu rejim, ne altyapısı, ne sadakati ne de bağlılığıyla İran’la ciddi görüşmelere ya da İsrail’in Filistin işgaline son verecek bir “arabuluculuğu” hazır değildir. Tersine, Siyonist Erk Dokusu’yla yakın ilişkileri ve uzun-soluklu İsrail militarizmine ve yayılmacı politikalarına bağlılıkları, Obama rejiminin Yahudi Devleti’yle birlikte İran’la askeri yüzleşmeye doğru işbirliğine gittiğini göstermektedir. Obama ekibinde yer alan herkes İsrail’in Gazze’deki kıyımını desteklemiş ve demokratik olarak seçilmiş Hamas hükümetini yok etmek ve yerine Abbas idaresindeki fasit vatan haini grubu getirmek için İsrail çabalarının altına imzalarını atmıştır.

Obama Başkanlığı, birçok gözlemcinin imkansız olduğunu düşündüğü şeyi başarmıştır: Bush Yönetimi’nden bile daha fazla sayıda Siyonisti İran’la savaşı taahhüt eden stratejik erk konumlarına taşımıştır. Obama’nın atadıkları ve İsrailli liderlere olan kişisel itaati göz önüne alındığında, Bush yönetiminde olduğu gibi,16 büyük istihbarat servislerinin, İsrail’in İran’ın nükleer programıyla ilgili uydurduklarını reddeden bir rapor yayınlamasını tahayyül etmek zordur. Beyaz Saray’da Siyonist kale hesaba katıldığında daha da fenası, Obama’nın Bush gibi İsrail’in İran’a hava saldırısını engellemesi pek mümkün olmamasıdır.

İsrail’in İran’a karşı savaş stratejisi, Nazi selefinin “salam taktiklerini” (Doğu Avrupa’da 40’larda kullanılan böl ve yönet taktiği) izlemektedir: Saldırılar sivil altyapı ve İsrail’in İran’a saldırganlığına karşı çıkan ülke ve liderlere karşı azami yıkıcılık için tasarlanmaktadır. İsrail, Lübnan’ı bombalamış ve işgal etmiştir. Suriye’yi bombalamıştır. İsrail Gazze’ye saldırmıştır. “Lobisi”, Siyonist istilasındaki Hazine Bakanlığı’nın şiddetli müdahalesi yoluyla küresel ekonomik yaptırımlarını genişletmiş ve uygulamaya koymuştur. Obama’nın en tepe ekonomi danışmanı ultra-Siyonist Lawrence Summers, İsrail’in düşmanlarına karşı daha sıkı yaptırımlar, boykotlar ve ambargoları, savaşa işaret eden politikaları desteklemektedir.

SAVAŞA GİDEN ‘BARIŞ’ GÖRÜŞMELERİ

Obama rejiminin dünyayı İran’a karşı saldırgan bir savaşa daha yaklaştırma ihtimali yersiz spekülasyonlara ya da başkanlık kampanyasından cımbızlanan sözlerini temellendirilmez. Hiç kimse, Başkan Obama ya da Dışişleri Bakanı Clinton’un İran’ın egemenliği ya da ulusal çıkarları için kabul edilemez koşullarla birlikte gelen ‘İran’la görüşme’ savunuculuğunu ciddiye alamaz. Obama rejimi, eğer İran, ABD ve İsrail’e ilk saldırı dalgasında hayati hedeflerinin tam yerlerini belirlemesine imkan tanıyacak stratejik savunma tesislerinin zorla denetlemesini içeren tek taraflı silahsızlanmayı kabul etmezse açıkça savaşla tehdit etmektedir.

Obama, Ross’u “İran’a Özel Temsilci” koltuğuna atamıştır. Orta Doğu politikasının Çarı gibi davranacaktır. İsrail-Filistin görüşmelerindeki temsilcisi George Mitchell, ‘kötü polisi’(Ross) karşılayacak strateji olan tipik “iyi polistir”. Sıklıkla ‘İsrail’in avukatı’ olarak adlandırılan Ross, en yüksek Siyonist’tir ve İran’ı ilgilendiren tüm ana girişimlerdeki ABD Siyonist Yahudi Lobisi’nin veliaht prensidir. Washington’daki en güçlü ve esas İsrail İlk Lobisi AIPAC’ın kurucu liderlerindedir. Hayat boyu ve etkin ZioCon ideologlarından Ross, Irak’ın işgalini destekleyen kampanyayı başarıyla yürütmüştür. İsrail’in yayılmacı istekleri doğrultusunda ABD askeri müdahalesine zorlayan en kavgacı araştırmaları yayınlayan Siyonist’lerin finanse ettiği propaganda makinesi WINEP’teki en üretken ve etkili yazarlar ve propagandacılar arasındadır. Clinton yıllarında Ross, İsrail-Filistin görüşmeleri (1999-2000) esnasında ABD ‘arabulucu” komitesinin başkanı olarak atanmıştır. Bir ABD Siyonist diplomat’a göre o pozisyonda ‘İsrail’in avukatı’ gibi davranmıştır. Kabul edilebilir her ödün olasılığını “İsrail yönetimini izleyerek” batırmıştır. Gücendirilmiş bu insanlar üzerine suçu atarak Filistinlilerin reddinin kaçınılmaz olacağı şartlar ileri sürmüştür. Ross’un Obama’nın İsrail politikalarının içine nüfuz eden bir etkisi vardır.  

Ross, “Bipartisan Policy Center” olarak adlandırılan görece yeni bir Siyonist grubun lideridir. ‘Merkez’ yakın zamanda “Meydan Okumayı Karşılama: İran Nükleer Gelişmesine Karşı ABD Politikası” adlı bir rapor yayınlamıştır. İran’la savaşını bu yol haritası, Ross ve iki aşırı Zioncon, çifte İsrail-ABD vatandaşı Michal Makovsjky ve Micheal Rubin tarafından oluşturulmuştur. ‘Rapor”a olan Ross’un desteği uluslararası anlaşmalarla tanınan İran’ın yasal hakkı olan uranyum zenginleştirmeyi kabul edecek herhangi bir anlaşma olasılığını reddedeceğini göstermektedir.

Obama Kabinesi’ne Dennis Ross’un atanmasıyla ilgili yakın zamanda ortaya çıkan pürüz, onun İsrail hükümetinin resmi bir parçası olan Yahudi Ajansı altında Kudüs merkezi Yahudi Halkları Politika Planlama Enstitüsü’ndeki halihazırdaki Yönetim Kurulu Başkanlığı görevidir. İsrail hükümet ajansındaki görevi Ross’u Yabancı Ajanların Tescil Yasası (FARA) ile başını belaya sokabilir. Bu yasa yabancı hükümetler için çalışan bireylerin yapması gerekenleri bildirir ki Ross bunların hiçbirini yapmamıştır.

‘Rapor’, ABD ve Avrupa ilk saldırıyı beceremezse İran’ karşı önleyici hava bombardımanı ve füze saldırısını savunmaktadır. Dennis Ross destekli ‘Rapor’, İran’ın hayati altyapısına karşı ABD saldırısının öncülü olarak İran’a karşı topyekûn hava ve deniz ambargosunu önermektedir. Bu doküman Obama’ya “Irak ve Afganistan savaşları kisvesi altında bölgeye stratejik ve taktiksel sürpriz avantajı sağlayacak malzeme ve birlik getirme çağrısı” yapmaktadır. Diğer bir ifadeyle Ross’un Orta Doğu Politika Danışman Grubu başı olarak atanması, İran’la soykırım savaşının koşulsuz savunucu ve destekçisinin anahtar stratejik dış politika konumuna getirilmesidir.

Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Dennis Ross, İran’a karşı ABD-İsrail ortak saldırısını meşru kılmak ve desteklemek için ellerindeki tüm gücü kullanacaklardır. Ross ve Clinton kabul edilemez ültimatomlara dayanan sahtekâr/şarlatan görüşmelerle başlayacaklardır. Bu İran halkını yoksullaştırmak ve açlığa mahkûm etmek için tasarlanan Gazze tarzı ambargolar gibi savaş edimleriyle devam edecek ve Gazze tipi hava saldırısıyla sonlanacaktır. Hükümetinde tüm anahtar seviyeye Obama tarafından getirilen olağan dışı sayıdaki Siyonistler hesaba katıldığında, İsrail çıkarları için Ross’un savaş yol haritasında dâhili tartışma ya da fikir ayrılığı olasılığı asgaridir. Obama, İran’la anlamlı her görüşmeyi imkânsızlaştıracak İsrail ordusuna sadık ve yakın ilişkili politika-üretim elitini bir araya getirmiştir.

İRAN’A KARŞI SİYONİST-İSRAİL-ABD SAVAŞIYLA İLGİLİ OLASI DIŞ BASKILAR

İran’a Gazze tipi İsrail saldırısın yegâne etkin caydırıcılık, özellikle İsrail’in ana askeri üstlerine, altyapısına ve ilişkili ikmal sistemlerine ulaşabilecek uzun menzilli füzeleri gibi Tahran’ın askeri karşılık kapasitesidir. İsrailli liderlerin herhangi bir ahlaki tehditten(sınırlama) yoksun oldukları ve İsrail kamuoyu desteğini garantiye almak ve gücü yansıtmak için kaba kuvvet ve yaygın şiddetin temel araç olduğu militarist ideolojiyle yıkanmışlıkları hesaba katıldığında, pahalıya mal olan büyük askeri bir karşı saldırı İsrail’in askeri-güdümlü dış politikasını yeniden gözden geçirmeye zorlayacak muhtemel en etkin caydırma olacaktır.

İsrailli militaristler ‘savunma’ retoriği benimserken, stratejileri İran’ın savunma kapasitesini zayıflatmak ve önleyici hava saldırısının yolunu açacak askeri tehditler ile diplomatik baskılara daha savunmasız hale getirmek olacaktır. Birleşmiş Milletler tarafından yapılan uluslararası incelemelerin hedefi İran tesisleridir. İncelemeler nükleer silahlı gemiler ve denizaltılar dâhil bölgedeki ABD askeri tesislerine ya da İsrail’in nükleer silah tesislerine ve labaratuvarlarına karşı yapılmamaktadır. Tek taraflı inceleme İran’ın askeri kapasitesi, savunma mekânları ve ileri stratejik araştırma labaratuvarları hakkında zengin bilgi sağlamaktadır. Irak’ta ABD işgali öncesindeki BM incelemeleri, anahtar savunma tesislerini ve Iraklı bilim adamlarının işyerlerini ve evlerinin yerlerinin tespitinde işe yaradı. Bu bilgiler bombardımanlarında ve arkasından Iraklı bilim adamlarına yapılan suikastlarda kullanıldı. Bu tarz bilgi Gazze ve Lübnan işgallerinde liderlerinin ve ailelerinin suikastında İsrail bombardıman ve füze saldırılarının rehberliği için hayatiydi.

İsrail’in dikte ettiği ve ABD Siyonistlerinin uygulamaya koyduğu İran’a ekonomik boykot, Yahudi devletinin Gazze’ye dayattığına benzer olarak İranlıların hayat standartlarını ve ekonomilerinin performanslarını açıkça baltalamak amacını taşımaktadır. Topyekûn saldırı öncesinde “yumuşatma” kampanyasının bir parçasıdır.

Bu güne kadar, ABD hükümetindeki üst düzey Siyonist görevlilerin sürekli çabalarına ve ABD emekli fonu yöneticileri üzerindeki lobilerinin ağır baskılarına rağmen, ambargo İran ekonomisine zarar verememiştir. Özelikle küçülme, dünya piyasalarının çöküşü ve Çin’in artan enerji ihtiyaçlarının şafağında, Batılı ve Asyalı sayısız çok uluslu İran’la ticaret yapmaya ve İsrail-ABD Siyonist baskılarını görmezden gelmeye heveslidir.

İsrail’in Gazze’deki soykırım savaşı, Yahudi düşüncesi üzerindeki denizaşırı Siyonist tekelinde nihayet çatlaklar oluşturabilmiştir. Önde gelen Yahudi toplum örgütleri ve ruhani sözcülerinin Kızıl Haç ambülânslarının ve kliniklerinden Birleşmiş Milletler okulları, gıda ve tıbbi malzeme depoları ve mülteci kamplarının bombalanmasına kadar tek tek ve her bir suçu desteklemeye devam etmişlerdir. Bu, en sonunda önde gelen Yahudi entelektüelleri, yazarları ve diğer profesyonelleri arasında kuvvetli bir muhalefete neden olmuştur.

Yahudi toplumu içerisinde yeni organizasyonlar ve kişilikler ortaya çıkarak şiddetle İsrail soykırımın reddetmişlerdir. Bazı Yahudi eylemciler, az sayıdaki şehirlerde İsrail konsolosluk ofislerini işgal etmişler ve İsrail mallarıyla akademik alışverişe boykot çağrısı yapmışlardır. Diğerler açık forumlarda ve basın konferanslarında Siyonist özürcülerle karşı karşıya gelmişlerdir. Siyonist savaş suçlarını eleştiren Yahudi eleştirmenlerin sayısı ve etkisi çok sınırlıyken, önemleri milyonlarca diğer şekilde gözü korkan ve sessiz kalan Gayri Yahudi’lerin ‘ortaya çıkması’nı cesaret ve meşruiyet vermelerinde yatmaktadır. Sonuç olarak Batı’da beklenmedik sayıda insan Siyonist askeri canavara karşı dehşetlerine ve muhalefetlerini ifade etmiş ve İsrail’e karşı ekonomik boykota desteğini dillendirmişlerdir. Yahudi ve Gayri Yahudi kitlesel karşıtlığı İsrail’in Gazzeli sivilleri katletmesini zayıflatmamış ya da durdurmamış olsa da, İran’a karşı ABD Siyonist savaş planlarına karşı devasa bir kampanyanı siyasi ve organizasyonel temelini atmıştır.

İsrail’in askeri başarısı tüm liderleri ve ABD’deki milyon üyeli Yahudi Siyonist organizasyonların ateşli destekçileri arasında mantıksız zaferci (triumphalist) savaş humması yaratmıştır. Bu onların İran’la savaşın felaketsel maliyetini küçümsemeye götürmüştür. İsrail-ABD’nin İran’a sinsi bir saldırısı tüm Orta Doğu’da büyük askeri ve siyasi karşılıklarla neticelenecektir. Bu kesinlikle Körfez bölgesinde yer alan birçok ABD askeri tesislerinde insani, askeri, siyasi ve ekonomik kayba yol açacaktır. Bu özellikle Irak’ta ve etraftaki Körfez Ülkeleri’ndeki yüksek derecede savunmasız ABD güçleri için geçerlidir. İsrail saldırısı Arap uydu devletlerinin istikrarsızlaşmasına ve devrilmesine yol açabilecektir. Daha da ötesi İran, İsrail askeri tesislere ve yakındaki yerleşim bölgelerine başarıyla uzun menzilli füzeleriyle karşılık verebilecektir.


İlgili Konular » Arakan |

  • Paylaş