Inca News Haber Portalı

Inca News Haber Portalı Inca News Haber Portalı

Son Dakika
14:14, 30 September 2016 Friday

ABD'nin dengesiz Suriye politikası neyi amaçlıyor? Obama'nın Suriye Dansı..

ABD'nin dengesiz Suriye politikası neyi amaçlıyor? Obama'nın Suriye Dansı..

Suriye'de 2011'de başlayan iç savaşta şu ana kadar 300 bin civarında insan ölürken ABD ve Ruya'nın krizle ilgili tavrı çokça eleştiriliyor. Tabletmag'dan Tony Bedran, yazdığı son analizde ABD Başkanı Barack Obama'nın Suriye krizinde geliştirdiği politikayı bir makalesinde kaleme aldı.


  • Paylaş

Makaleyi ilginize sunuyoruz

Son zamanlarda Nicholas D. Kristof ve Roger Cohen gibi isimlerin de iddia ettiği gibi, yarım milyon Suriyeli ölmüş, milyonlarcası mülteci olmuş ve ülke bir enkaz haline getirilmişken, Amerika'nın muayyen seyirci kalma politikası basit bir "hata" değil. Bu hata Amerika'nın kökleşmiş beceriksizliği yahut Vladimir Putin'in en son saldırganlıklarının bir neticesi de değil. Bilakis bu, Amerika'nın İran'la nükleer meselesinde mutabakat sağlama -böylece Amerika'yı İran'la yapacağı bir savaştan daimî olarak uzaklaştırıp bizi ayrıca savaşa sokabilecek olan Orta Doğu'daki eski müttefiklerinden ve manialarından da kurtaracak- yönündeki başlıca arzusunun bir yan mahsulü. İran ve müttefiklerine Suriyelileri fütursuzca öldürmelerine müsaade etmek suretiyle Amerika İran'ın Suriye'deki, Obama'nın deyimiyle "varlıklarını", korumasına müsaade etmesi için benzer katiyette bir azim göstermiş oldu ki bu İran için istiflerce dolar kadar mühim.

Ve nasıl ki Beyaz Saray Ploughshares benzeri kuruluşlardan maaşlı "uzmanlar", adını duyurma arayışındaki gazeteciler ve blog yazarları müteşekkil bir umumî "akis odası" (echo chamber) vasıtasıyla İran politikasını pazarladıysa, Suriye politikasının inşası için de kasten bir "akis odası" kurdu. İki "akis odası" arasındaki farka gelirsek, daha başka fikirlerden veya kongre onayına sunulması gerekliliğinden mahrum olması bir yana, Suriye versiyonunda daha çok politika gurmeleri ve dış politika yazarları hedeflenmişti ve aksettirdiği tezlerin teferruatı ise öyle basitçe natamam veya eksik olmaktan çok temelde aldatıcıydı -gerçi İran Anlaşması'nın amacı İran'la bir anlaşma yapmaktı.

Binaenaleyh Amerika'nın Suriye politikasını en iyi şekilde anlayabilmek Orta Doğu uzmanlarına en aşina olan, işte mesela "Esad'ı istifa ettirmek" veya "ılımlı muhalefeti desteklemek" veya "barışçıl bir geçişin ve seçimlerin yolunu yapmak" gibi, klişelere sığınarak olmaz. Bu, daha ziyade Beyaz Saray'ın sıkı şekilde yürüttüğü bir stratejik-iletişim kampanyası. Gayesi de, başkanın ve muavinlerinin açıktan sahiplenmediği ancak doğrudan başkana ait olan tutarlı ve maksatlı bir politikayı gizlemek. Başkanın ve kendisine yakın mesai arkadaşlarının amacı, İranlılara verdikleri sözleri tutacağı hususunda İranlıları ikna etmek, bir taraftan da başkanın Suriye'ye müdahale etmemesine matuf kararları Amerikan yasama organı ile kamuoyu için bulanık ve müphem hale getirmek.

Beyaz Saray'ın başlattığı stratejik-iletişim maskesinin bazı kısımları gün yüzüne çıkmaya başladı ve ilgili analistler ile vatandaşların yönetimin esas politikasını daha bariz şekilde görmesine imkan tanıdı. Wall Street Journal muhabiri Jay Solomon geçenlerde verdiği bir mülakatta, Beşar Esad'ın kimyevi silah saldırılarını müteakiben, 2013'te İran'ın Obama'ya "eğer Esad'a müdahale ederseniz, nükleer program müzakerelerini sonlandırırız" dediğini ifşa etti. Obama da haliyle müdahaleyi iptal etti ve akabinde İran'a ABD'nin Esad'a dokunmayacağı teminatını verdi. Solomon'un bu haberi Obama'nın İran ve Suriye politikası hakkında kritik bir gerçeği de doğrulamış oluyor: İran ve Suriye diye iki ayrı politika yok, tek ve aynılar. Başka bir ifadeyle, Suriye başkanın İran anlaşmasının mükafatı hüviyetinde.

Beyaz Saray'ın Solomon'un iddiasına tepkisi tahmin edileceği üzere hızlı bir yalanlama oldu. Neticede Beyaz Saray yönetimi,  Obama imzalı dış politika teşebbüsüyle yarım milyon insanın fark gözetilmeksizin katli ve yüzyılımızın en feci mülteci krizini ilişkilendirmek istemezdi. Bu şekilde köhnemiş bir yöntemi takip etmiş oldular: Son beş yılın kilit anlarında yönetim, anonim yetkililere atfedilen ve tartışma yaratan muhtelif haberleri medyada dolaşıma soktu. Bu haberler o dönem hükümetten ayrılmış ve think-tank dünyasında mevkilerini korumuş yetkililer de dahil olmak üzere müttefikler (allies) ve yandaşlar (surrogate) tarafından da doğrulandı. Daha önce olduğu gibi, başkanın niyeti bir yandan Suriye'ye müdahale edilmesine dair iç politika ve müttefik baskısını idare etmek, diğer yandan da sabit-kadem pozisyonuyla ve Tahran'dan beklediği ödülü de daima düşünerek, böylesi bir yükten ne pahasına olursa olsun kaçınmaktı.

Hakkını yemeyelim, Obama Esad aleyhine ayaklanmanın başladığı ilk günden tavrını ortaya koydu. ABD'nin uzun süreli müttefiki Mısır eski cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in hemen istifa isteyen talebinin aksine, Obama fevkalade bariz ve kasıtlı olarak Esad'ın iktidardan uzaklaşması çağrısında bulunmayı reddetti. İstifa çağrısı Beyaz Saray'da müstehziyane şekilde "sihirli kelimeler" olarak biliniyor ve kanaat şuydu ki bu kelimeleri telaffuz etmek aktif bir Amerikan politikası beklentilerini yükseltecekti. Orta Doğu ve Afrika'dan sorumlu dönemin Ulusal Güvenlik Konseyi kıdemli direktörü Steven Simon ki Beyaz Saray'ın iletişim stratejisinin bayraktarlarındandır, gibileri tarafından da desteklenen bu görüş George Washington Üniversitesi'nden Marc Lynch gibi, Beyaz Saray'ın tezlerini tekrarlayan ve başkanı "sihirli kelimeleri" söylemediği gerekçesiyle hedef alan eleştirileri alaya alan yardakçılar vasıtasıyla medyada pompalandı.

Eğer Obama 2009 protestolarında, uzlaşmaya halel gelmemesi için bilerek İran'ın yanında yer alsaydı, benzer şekilde ABD'yi de İran'ın en eski stratejik ortağı Esad'la karşı karşı getirmeyecekti. Ancak, 2012'ye gelindiğinde Amerikan yönetiminin politikasına dair eleştiriler daha sesli dillendirilir oldu ve talepler, Suriye muhalefetine askerî destek verelim seviyesine noktasına geldi ki bu teklife başkan başından beri karşı oldu. Bu tavır Obama için değişmez bir hal alırken, Beyaz Saray'ın önünde bekleyen işin halka ilişkiler kısmıydı dolayısıyla: Esad'ı ve hamisi İran'ı gücendirecek bir şey yapmadan, yönetim içinde ve dışında Suriye muhalefetine destek çağrısı yapanları susturmak...

İletişim her zaman olduğu gibi Beyaz Saray için hayati önemi haizdi. The Wall Street Journal'ın 2013 başlarında naklettiği gibi, "Beyaz Saray'daki Suriye üzerine yapılan ulusal güvenlik toplantıları (2012'de) katılımcıların 'stratejik iletişim' adını verdikleri konu hakkında oldu, yani hükümet politikaları kamuya nasıl sunulmalı üzerine." Bu maksatla yönetim, muayyen haberleri tedavüle soktu. Hükümet şimdilerde bednam olan sloganını belirledi: Suriye'de askerî çözüm yok.

Öne çıkan ilk hususlardan biri, yönetim vaziyetin daha da "militarize" edilmesini istememesiydi. Dönemin Beyaz Saray basın sözcüsü Jay Carney, "Bulunduğumuz noktada Suriye'de durumun daha da militarize edilmesinin doğru hareket tarzı olduğuna inanmıyoruz. Bunun daha büyük kaosa ve daha çok kanın dökülmesine yol açacağını düşünüyoruz."

Ve yine Beyaz Saray yardakçıları can-ı gönülden bu fikirleri ve politika tercihlerini etrafa yaydı. Şubat 2012'deki bir makalesinde Washington Post köşe yazarı David Ignatius, Özgür Suriye Ordusu'nu küçümseyen ve Amerikan yönetiminin "bu disiplinsiz muhalefete silah vermek muhtemelen yalnızca sivil ölümleri arttıracak" şeklindeki görüşlerini ezbere tekrarlayan isimsiz, üst rütbeli bir yetkiliden alıntı yaptı. Keza Marc Lynch de hükümetin pozisyonunu, yine onların ifadelerini kullanarak, Foreign Policy ve "Center for a New American Security" (CNAS) için kaleme aldığı yazı ve makalelerinde yineledi.

Yönetimin beklentisi Esad'ın devrilmesinin kaçınılmaz olduğuydu. Günleri sayılıydı ve Obama'nın sözleriyle, "gidişi kesindi de; mesele ne zaman olacağıydı." Aslında Esad'a karşı askerî harekata lüzum yoktu. Beyaz Saray Esad'ın kendi halkı tarafından öldürülebileceğini, böylece "muhalifleri takviye etmek için gerekecek daha riskli adımların da bertaraf olacağını" işaret eden istihbarata güveniyordu. "Esad'ın etrafında harekete geçmeye hazırlananlar var," diyen sabık Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Suriye'de askerî darbe olabileceği tahmininde bulunmuş ve eklemişti: "Geçen sene başka yerlerde bunun yaşandığını görmüştük, bence Suriye'de de olacak." Obama'ya yakın isimlerden Denis McDonough, hükümetin Suriye politikasından sorumlu komisyonuna "daha ziyade Esad sonrasını planlama direktifini vermişti, zira diktatörün düşmesi an meselesiydi.

Esasen 2012 yazından önce, Beyaz Saray halihazırda Umman'da İran'la gizli müzakereler yürütürken, Obama'ya askerî ihtimalleri gözden geçirmesi talebinde bulunan Steven Simon öncülüğündeki Suriye "küçük grubu" isimli çalışma grubuna son verildi.

İranlılara garantisini verdiği "Suriye'ye müdahale etmeme" tutumunu sağlamlaştırmak için Beyaz Saray hala sürmekte olan Suriye programını yürürlüğe soktu: Rusya'yı esas partner olarak oyuna dahil etme... Bu adımın zamanlamasıyla BM Güvenlik Konseyi'ndeki Rus engelleme politikasını aşması maksadıyla kurulan Suriye'nin Dostları Grubu'nun zamanlaması çakıştı. Sonrasında ise Obama Rusya'yla yakınlaşmak adına bu ABD'nin müttefiklerinden oluşan grubun altını oydu.

Beyaz Saray, Esad'ın gidişini hızlandırmaya çalışmanın "Amerika'nın, Suriye rejimine yaptığı askerî yardımları sonlandırması için Rusya'yı ikna etme çabalarının zarar görebileceği" mesajını verdi. Marc Lynch de bu ifadeleri CNAS'daki yazısında şöyle tekrarladı: "Eğer muhalefetin sponsorları tedariklerine devam ederse, Rusya'yı, İran'ı veya diğerlerini Esad'a yeni silah tedariki ve yardım yapmaktan alıkoymak çok zor olacak." Bir yandan da David Ignatius hükümetin, "Moskova'yı çözümün bir parçası yapma" ve "Putin'e geçiş safhasında bir rol verme" hamlesine sahip çıktı. Beyaz Saray'ın iddiasına göre eğer Suriye krizinin çözümü istiyorsanız, artık muhatabınız Ruslar. Ignatius, "Yani meselemiz Esad'a nasıl baskı yapılacağı olmamalı," diye yazdı. Aksine ABD'nin bölgedeki müttefikleri "elini taşın altına koymalı" ve Moskova'nın kapısını çalmalı. "Suriye'ye müdahale etmeme" prensibini benimseyen ve Rusya'ya bölgede aslî muhatap rolünü biçen Beyaz Saray Amerika'nın, günümüzde hala değişmeden süren, gerçek Suriye politikasının hatlarını da çizmiş oldu.

Rusya'yla ortaklık 2013'te kamuoyuna malum oldu. Esad'ın kimyevi silah saldırılarını müteakiben, Obama Esad'a karışmama politikasını sürdürmek için Putin'le mutabakata vardı. Beyaz Saray'ın mesajı 180 derecelik bir dönüş oldu. Obama'nın hükümet yetkililerinin de hemen kabul ettiği bu kararı şu anlama geliyordu: bir sene önce halkının eliyle veya bir darbeyle devrilmek üzere olduğunu söyledikleri Esad'ın artık "kayda değer dayanma gücü vardı." Dolayısıyla durum o kadar vahim ki, dedi diğer hükümet yetkilileri, "ılımlı muhalefeti güçlendirme fırsatı kaçmış olabilir."

Dahası hükümet yetkilileri muhabirlere şunu söylemeye başladılar: "Zaten dış yardım bir şeyi değiştirmeyecekti, çünkü Amerika ve Suriye rejimi ile onun müttefikleri arasındaki boşluk kapanmayacak derecede büyüktü." Başkanın bizzat kendisi alenen bu tavrı dile getirdi ve muhalif asileri, --Obama'nın küçümseyici ifadesiyle "eski doktorlar, çiftçiler ve eczacılar,"-- Rusya ile İran'ın arka çıktığı bir rejime karşı desteklemenin büyük fark yaratacağı fikrinin "başından beri bir fantezi olduğunu" beyan etti. Bunun aksini iddia etmenin ise "saçmalık" olduğunu söyledi Obama.

2012'deki tezlerde de olduğu gibi, Suriye'deki durumun ciddi değerlendirmeleri olarak lanse edilen bu iddialar da külliyen Beyaz Saray'ın iletişim kampanyasının bir parçasıydı: Amacı da, zaten çok önceden belirlenmiş fakat kamuoyunun henüz hazır olmadığı bir politikayı desteklemek... Hükümetin öne sürdüğü tezlerin tutarsız oluşunun da pek bir sonucu olmadı, asıl mevzu aynı olduğu müddetçe: Amerika Esad'a müdahale etmez ve edemez. Tabiatıyla Lynch gibi yandaşlar da yönetimin iddialarını, değiştiği zaman bile, tekrarladı; ve hatta tutumlarındaki çelişkiler hususunda yüzü kızarmadı. 2012'de istenen ABD desteğinin [muhalifler için] bir fark yaratıp yaratmayacağını "kesin olarak bilmenin bir yolu yok," diye yazacaktı sonradan Lynch. Hatta yine Lynch'e göre, gidişat farklı olurdu ama tek bir farkla: Amerika kendisini bir savaşın ortasında bulurdu.

2013'ün sonu gelmeden Beyaz Saray Esad'ın yalandan bile olsa iktidardan el çektirilmesini umursamadığını kabul ettirmeye başladı, böylece 2011'deki pozisyonuna çark etmiş oldu. İsimsiz üst düzey hükümet yetkililerinin özel sohbetlerinde Esad için, "yakın gelecekte de iktidarını koruyacağı" ve "Ağustos 2011'de kendisine yaptıkları istifa çağrısından pişmanlık duydukları" şeklinde haberler çıkıyor. Her ikisi de realist dış politika anlayışının emektarlarından olan Leslie Gelb ile İran Nükleer Anlaşması'ndan tanıdığımız Frank Wisner Beyaz Saray'ın bu yeni mesajını Dış İlişkiler Konsey üyelerine iletmek için seçildi. Wisner ve Gelb ikilisi kaleme aldıkları makalede Esad'ın ayrılmasını istemekle "çok acele ve kesin davranıldığı" yazdılar ve eklediler, "Belki de şimdi hükümettekiler Esad'la işleyen bir geçiş anlaşmasını dikkate almaya artık hazırlıklıdırlar." İkili, ABD'nin yeni politikasında odak noktasının Sünni terörüyle savaşmak ve Suriyelilere insanî yardım göndermek, olması gerektiğini de belirtmişler. Hayret-engiz şekilde, aynı 2012'deki     Esad'a müdahale etmeme mahiyetindeki uzman tavsiyesi gibi, Wisner ve Gelb'in tavsiyesi de aslında Beyaz Saray politikasının esasını teşkil ediyordu ki öncesinde örtbas edilmesi için iletişim çalışmaları dizayn edilmişti.

Wisner ve Gelb'in makalesi Beyaz Saray'ın Suriye akis odası için tercih edilen tarz haline geldi: striptiz dansı. Özenle seçilen uzmanlar başkana yeni politika önerisinde bulunuyor. Yazarlar mevcut politikayı eleştirmek suretiyle bağımsızlıklarını kanıtlamış oluyor ve yeni bir yol haritası teklif ediyorlar. Haftalar içinde, yeni yol haritası politika olarak kabul edilmiş. Böylece uzmanların önemini de gösterilmiş oluyor. Ne var ki uzmanların önerdiği zaten politikanın ta kendisi ve eleştirdikleri de halkla ilişkiler kampanyasının örtbas için imal ettiği sis makinesi. Yani bir süredir aslında Beyaz Saray'ın Suriye'de yaptığı şey: örtbas.

Bu dansın başarısı o kadar büyük oldu ki "yeni" politika için, her biri güncel politikadan küçük kesitler sunma hedefleyen daha fazla öneriler piyasaya sürüldü. Artık hükümette bulunmayan Steven Simon Suriye için "aşırılıkçı şiddeti frenleme" ve "sivil ölümleri azaltma" çağrısı yaptığı "yeni bir Suriye planı" ortaya attı. Bir ay sonra Lynch CNAS için, tüm Beyaz Saray'ın bugüne kadar ki politikasını tanımlamak için kullanılan tüm bilgileri tekrarladığı, Beyaz Saray'ın sonradan süratle benimsediği "tansiyonu düşürme" (de-escalation) ve "İran'ın varlıklarını koruma" gibi yeni terminoloji kullandığı, bir yazı daha yayınladı.

Hem Simon hem Lynch, şimdilerde Beyaz Saray'ın resmî politikasının ana unsuru olan, Suriye'de yol almak için yerel ateşkeslere ön ayak olunması fikrini piyasaya sürdüler. Aynı şekilde, bu isimler kendilerine ait görüşleri dillendirmiyorlardı. Söyledikleri şeyler evveliyatı olan, asıl sponsoru Şubat 2014'te Ulusal Güvenlik Konseyi'ne kıdemli direktör olarak atanan ve orada kendisinden bir yıl önce Orta Doğu politikasından sorumlu direktörlüğe getirilen Philip Gordon ile beraber çalışmış Robert Malley idi.      

Malley'in ayak izlerini takip ettiğinizde, belli başlı düşüncelerin nereden geldiğini ve Beyaz Saray'ın kendi gündemini belirlemek için kullandığı politika tartışmalarının bozulmuş tabiatını görmek kolaylaşıyor. Mesela Malley Washington'da Esad rejimiyle yakın bir ilişkisi olan gazeteci Nir Rosen ile buluştu. Malley'le buluşmasını takiben, Rosen yayınlanmayan Esad yanlısı ve rejim tarafı için savaş enstrümanı (instrument of warfare) yerel ateşkesleri vurgulayan bir rapor kaleme aldı. Malley bu raporu tedavüle soktu ve tabiî olarak David Ignatius'a da sızdı. Simon ile Lynch'in çalışmaları Malley ve Beyaz Saray'ın da kayırdığı yaklaşımı, itibarı lekeli olan Rosen'a göre daha temiz formda ve mecralarda pazarlamıştı.

Tüm her şey faydalı, dostane, ve al gülüm ver gülüm havasında gidiyordu, ta ki IŞİD krizi patlak verinceye ve Suriye halkla ilişkiler kampanyasına, bu nevzuhur cihat hareketine "çaylak takımı" muamelesi yapabileceğini düşünen Amerikan hükümetini beceriksiz göstermek suretiyle, zarar verinceye kadar. Aslına bakacak olursak, IŞİD'den  bir iletişim aparatı olarak faydalanılabileceği anlaşıldı ve IŞID de dansın bir parçası olarak kullanıldı.

 

***

IŞİD'in zuhur etmesi Beyaz Saray'a başkanın bölgede yeniden işbirlikleri tesis edilmesi yönündeki vizyonunu genişletmek için bir imkan sağladı. Sünni cihatla yeni bir savaş başlığı altında, başkan Rusya ve İran'ı imtiyazlı partner mertebesine yükseltti ve Esad'la ilgili tüm tartışmaları rafa kaldırdı. Öncesinde bir sır ve bitmek bilmeyen yalanlamaların sebebi olan şey artık devlet katında makbul ve Beyaz Saray'ın da haliyle alenen sahiplenebileceği bir politika olmuştu.

Netice itibarıyla, yeni tavsiye kisvesi altında Beyaz Saray politikasının istikametini yansıtan Simon da ABD'nin "en iyi uzun vadeli başarıyı" elde etmek için İran'la Suriye konusunu müzakere etmesini salık verdi.

Benzer surette, Marc Lynch de Beyaz Saray'a İran'la, "Irak ve Suriye'ye istikrar getirmek ve cihat hareketleriyle savaşmak gibi müşterek zeminler üzerinde yükselen İran merkezli alternatif bir siyaset" önerdi. Wisner, Gelb ve Simon'un da daha evvel yazmış oldukları gibi, Lynch de Suriye'de " 'kısa vadede rejim değişikliği' hedefini feda etme çağrısında bulunarak Beyaz Saray'ı tekrarlamış oldu.

Beyaz Saray'ın standart çalışma prosedürünü takiben, anonim hükümet kaynakları tüm 2014 yılı boyunca basına tüm bu bilgileri sızdırdılar. Örneğin, o yılın Haziran ayında, Esad'ın iktidardan uzaklaştırılması fikrinden vazgeçilmesi nasihatini verdikleri yazılmıştı. Yine isimsiz bir kaynak The Daily Beast'e, "Suriye'de rejim değişikliği isteyen birisi bariz şekilde son on yıldan bihaberdir," şeklinde bir beyanat vermişti. Diğer yetkililer ise "İran'ın savaş sonrası Suriye'de bir ortak olabileceğini ileri sürüyorlardı." Lynch "IŞİD krizinin bölgede daimî bir mutabakat sağlamak için" kullanılmasından bahsederken, işte bu yüzden Beyaz Saray'ın zaten önceden gördüğü beyanlara sadece ismini yazıyordu.

Tahran'ın Suriye masasındaki yerinin resmiyete dökülmesi için 2015'teki Müşterek Kapsamlı Ortak Eylem Planı Antlaşması'nı (JCPOA) beklenmesi gerekecekti. Orada mutabakat sağlanınca Rusya Suriye'ye doğrudan müdahil olma kapısının açık olduğunu anladı. Antlaşma son halini aldıktan birkaç ay sonra, Ruslar Suriye'de askeri üssünü kurdu.

Obama'nın Suriye politikası Kremlin'in bu hamlesinden sonra bir kez daha eleştirilere maruz kaldı. Rusya'nın müttefiki lehine attığı bu adım Obama'yı zayıf gösterdi. Beyaz Saray'ın ilk mesajı da dolayısıyla Rus müdahalesini Moskova için kaçınılmaz olarak geri tepecek, budalaca bir karar olarak görmeyi tercih etti. Obama'ya göre Putin'in bu hamlesi güç değil, zayıflık emaresiydi. Aslında Beyaz Saray'ın tercih ettiği tepki Rusya'nın kendisini sadece bir bataklığa sapladığıydı. Nitekim Ekim ayı başlarında Obama, "Rusya ve İran'ın Esad'a destek olmak ve nüfusu pasifize etme yönündeki bir teşebbüs onları yalnızca bir bataklığa saplayacak ve bir işe de yaramayacak," şeklinde konuştu.

Bu ifadeler hükümet yanlısı medyaya servis edildi. Philip Gordon Beyaz Saray'a geçmeden evvel Dış İşleri Bakanlığı'nda onun emrinde çalışan The Brookings Institution'dan Jeremy Shapiro, Ekim ayında Vox'a verdiği bir mülakatta yönetimin bu iddialarını coşkulu şekilde müdafaa etti.  Shapiro Rus müdahalesinin "aptalca bir adım", "ciddi bir hata" ve bittabi Moskova'yı bir "bataklığa" saplayacağı iddialarını tekrarladı. "Ruslar," diyor Saphiro, "bizi Suriye'ye çekecekleri fikrine bel bağladılar" fakat öyle bir şey olacağını sanmıyorum."

Beyaz Saray Putin'in ne kadar da aptal olduğuyla ilgili bu iddiaları sıralarken, başkanın sabit-kadem "müdahale etmeme" ilkesini de vurgulamaya devam ettiler. Obama, "Suriye'yi ABD ile Rusya arasındaki bir vekalet savaşına konu etmeyeceğiz. Bu süper güçlerin bir satranç müsabakası değil. Askerî seçenekleri ortaya atanlar ancak ve ancak yarım yamalak fikirler ve bir sürü zırvalık serdediyor," beyanında bulundu.

Philip Gordon ki o da şu anda hükümet dışında, yönetimin başlıca tezleri için mühim bir kanaldı: tansiyonu düşürme, ateşkesler, insanî yardım ve Esad meselesi rafa kaldırma. Suriye için vaktiyle ve halihazırda esas adam olan üst rütbeli yönetici Robert Malley Bloomber View'a Ekim ayı başında şöyle konuştu: "Beyaz Saray Esad iktidardayken şiddeti hafifletebileceğimizi düşünüyor." Malley'in Ulusal Güvenlik Konseyi'ndeki mesai arkadaşlarından ve şimdilerde the Council on Foreign Relations'ta taze bir araştırmacı olan Gordon ise CFR için Beyaz Saray'ın pozisyonunu izah eden ve aşina olduğumuz "mevcut politikayı yeniden düşünme kisvesi altında doğrulama" tarzına uyan iki makale kaleme aldı. Ayrıca Beyaz Saray'ın İran'ı ana paydaşlarından biri olarak resmen Suriye masasına getirme istikametini de aksettirdi. Muhaliflere daha fazla yardım yalnızca şiddeti körükleyecek ve Rusya'yla olan uzlaşıya zarar verecek, fikrini de muhafaza etti. Savaşı tırmandırmak başarıya götürmeyeceğini de ifade etmiş Gordon. Aslında savaşı tırmandırmak ters tepti. Ne kadar tırmandırsak, Ruslar da o kadar karşılık verecek. Bu akan ne zaman duracak acaba?       

Gordon vasıtasıyla Beyaz Saray nereye varmak istediğini ve bugün nerede olduğunu açık etmiş oldu: bizi savaşa tırmandırmaya zorlayarak ve Esad'ın gitmesi için ısrarcı olarak canımızı sıkan tüm ABD müttefiklerini saf dışı bırakacak Ruslarla iki taraflı bir uzlaşı arayışı. Bu itibarla, artık UGK çalışanı değil de artık taze bir siyaset uzmanı olan Steven Simon ABD'nin adı konmasa da tek gerçek partneri olarak tanımladığı Rusya'nın güçlü bir askerî kuvvet olarak Suriye'deki mevcudiyeti üzerine "memnuniyet" bildirebiliyor. Ekim'de Foreign Affairs için kaleme aldığı makalede Simon, Suriye'deki Rus varlığı sebebiyle güvenli bölge veya uçuşa yasak bölge teşkil etmenin artık elverişli olmadığını yazıyor (Ruslar Suriye'nin yakınında yöresinde değilken bile Amerikan yönetiminin karşı çıktığı adımlar.) Yani Obama'ya askerî harekatı gözden geçirmesi çağrısında bulunan eleştirmenleri cehennemin dibine kadar gidebilir, demek oluyor bu mesaj.

Bunların hiçbirisi spekülasyon değil. Rusya'yla ortaklık 2015'in sonları ve 2016'da Beyaz Saray'ın peşinde olduğu şey. Esas adam Malley de Kremlin'in özel heyetle doğrudan pazarlıkları yürütüyor bu ortaklık çerçevesinde. 2016'nın ilk günlerine kadar, Beyaz Saray'ın Rus müdahalesinin ne kadar aptalca olduğu hakkındaki yanıltıcı görüşlerini papağan gibi tekrarlayan Shapiro Rusların artık Suriye'de tüm kartları elinde tutan taraf olduğnu ve ABD'nin, Rusların şartlarına uyarak, işbirliğine gidebileceği yegane opsiyon olduğunu söylüyordu. Üstelik Shapiro, Malley'in izinden giderek, Beyaz Saray'ın o dönem El Nusra Cephesi olarak bilinen gruba karşı nihayetinde askerî harekat düzenlenmesi ve muhalefet ile onların sponsorlarını El-Nusra ile olan tüm işbirliklerini durdurmaları yönünde zorlamak (siz ona tehdit etmek deyin) gerekliliğine dair pozisyonunu da açıklığa kavuşturmuş oldu. Esasen Malley'in Beyaz Saray adına pazarlık yaptığı ve Dışişleri Bakanı John Kerry'nin de birkaç gün evvel duyurduğu anlaşma buydu.

Beş buçuk yıldır Obama Orta Doğu'da bir ABD ekseni adına, Esad'ın düşmanlarının safında yer aldığı halde müdahale aleyhindeki pozisyonundan taviz vermedi. Bu hedefi eleştirilerden korumak için Beyaz Saray, başkan hedefinin peşinden giderken amacı ülke içinden ve müttefiklerinden gelecek eleştirileri saptırmak ve idare etmek olan çetrefilli bir halkla ilişkiler kampanyası başlattı. Rusya'nın ortaklığında Obama, bir yandan Suriye'deki savaşın gidişatını doğrudan şekillendirirken bir yandan da Amerika'nın Orta Doğu'dan kalıcı şekilde tatile çıkmasına imkan tanıyacak yeni bir Amerikan-Rus-İran ittifakını gerçekleştirme hayali üzerinde azimle çalıştı. Bu çabanın nihai akıbeti Obama ve en yakın danışmanlarının umduğu gibi gerçekleşmeme ihtimali olmakla birlikte, başkanın faaliyetleri açık ve sonuçları ise, kendisinin Beyaz Saray'daki halefi kim olursa olsun, tıkanmış görünüyor. 

Mustafa Doğan Dünya Bülteni için tercüme etti




  • Paylaş