Inca News Haber Portalı

Inca News Haber Portalı Inca News Haber Portalı

Son Dakika
Güncelleme: 00:01, 13 July 2016 Wednesday

Ebu Katade'den direnişçilere: Savaşın şiddeti sizi merhametsiz yapmasın çağrısı

Ebu Katade'den direnişçilere: Savaşın şiddeti sizi merhametsiz yapmasın çağrısı

Küresel Cihad Hareketi'nin önemli ilim adamlarından biri olan Ebu Katade el Filistini direnişçilere hitaben yazdığı mektubunda halklara iyi davranmanın öneminden bahsederek merhamet ve yumuşaklığın direnişe desteği artıracağını ve İslam'ın merhamet inancı olduğunu belirtti.


  • Paylaş

Küresel Cihad Hareketi'nin önemli ilim adamlarından biri olan Ebu Katade el Filistini direnişçilere hitaben yazdığı mektubunda halklara iyi davranmanın öneminden bahsederek merhamet ve yumuşaklığın direnişe desteği artıracağını ve İslam'ın merhamet inancı olduğunu belirtti.  Ebu Katade'nin açıklamasını ilginize sunuyoruz. 

 

İNSANLARIN İŞLERİNİN KOLAYLAŞTIRILMASI

Abdullah b. Zubeyr’den(radiyallahuanh) rivayet olunduğuna göre şöyle der: “Allahu teâlâ nebisine (sallallahu aleyhi ve sellem), insanların ahlakları arasında, affetmeyi almasını emretmiştir.”

 

İnsanlar için sadece geniş tutum elverişlidir, zira insanların ruhları dardır, az bir sıkıntıda giderler. Mücahid cemaat hazırlığı esnasında kendisine yüklediği sorumlulukları, arasında yaşadığı topluma yükleyemez, eğer böyle bir şey yaparsa o toplumun kendilerine karşı ayaklanması kaçınılmaz olacaktır. Allah mahlûkatın rabbidir, bu toplumların ona kulluk etme görevleri vardır. Allahu teâlâ kitabında şöyle buyuruyor: “Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Eğer iman ederseniz ve sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez. Eğer sizden onların (tümünü) isteyip sizi çıplak bırakacak olursa, cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış olur[1]

Bu nedenle Allah kullarından affın dışında bir şey talep etmemiştir. İster mallarında, ister vakitlerinde, isterse de güçlerinde olsun fark etmez. Bu (af), onların ihtiyaçlarının fazlasıdır. -Kendi içerisinde ne kadar hak üzere olursa olsun- bir cemaatin herhangi bir toplumda zafer gerçekleştirmesi, ancak bu toplumun kalbini ve ruhunu kazanmasıyla mümkün olabilir. Bunun gerçekleşmesi ise, ancak o toplumun; bu cemaatin, insanların hayatları, kazançları ve dünyalarıyla çatışmayacağına kesin olarak güvenmesinden sonra olabilir. Eğer bu cemaatin yolunun, tahribat, fakirlik ve korku yolu olduğunu görürlerse, kuşkusuz onun etrafından dağılırlar.

Bu nedenle Kureyş’in Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) tabi olmamalarındaki hüccetlerinden biri şuydu: “Dediler ki: "Eğer seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız.[2] Allah onların bu iddialarını yalanlayarak şöyle buyurmuştur: “Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir harem'de yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.[3] Allah onların söyledikleri bu sözlerini doğrulamamıştır. Buda dinin, insanların dünyalarının mutluluğunu gerçekleştirdiğine ve onu yıkmadığına delalet etmektedir. Allahu teâlâ’nın şu buyruğunda olduğu gibi: “O, kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve korkudan güvenliğe kavuşturandır.[4]

 Bu hakikat, bazılarının ortaya atmış oldukları, ‘Allahu teâlâ’nın dininin insanların heva ve arzuları doğrultusunda sunulması’ görüşüne de zıttır. Çünkü -insanların üzerinde bulundukları istek, arzu ve hevalarına muhalifte olsa- Allah’ın dini, ancak gayba iman ve şer’i emirlerin hakikatinin insanlara yüklenmesi şeklinde sunulabilir. Lakin insanlar, bu dinin sahipleri tarafından ‘kendilerini kesmekle ve yaşam yollarını onlara daraltmakla’ tehdit edildiklerini görürlerken, Allah’ın dini insanlara bu şekilde takdim edilemez. Sanki topluma yeryüzünün tağutlarının yapmakta olduğu sürgünler, bozgunlar ve malın “onlardan zenginler arasında dönüp durması” yetmiyormuş gibi birde yanlarında kalanları da bitirmek isteyen başkalarının gelmesi…

Bu durum çok önemli olan bir meselenin açıklanmasını gerektirmektedir ki bu, cihadın ancak tağutlara ve ileri gelenlere karşı olması gerektiğidir. Kıtal ve savaş silahının yöneltileceği kimseler bunlardır. Mustazaflara karşı ise hisbe vardır. Bu yüce eylemin (hisbenin) bu cemaatler tarafından asıl işleri olarak değil, bu tağutlarınmustazaflara karşı yaptıkları zulmü kaldırma işini asıl iş olarak yürütmeleri gerekir. Cihad cemaatlerinin hisbe ameliyle uğraşmalarına gelince; adaletli bir yönetici, adaletle davrandığında bile halkının yarısının nefretinden kurtulamayacaktır. Eğer yönetici değil de birde bu gönüllü olursa durum nasıl olur? Bununla birlikte hisbenin işleri arasında kadılık işlerine ve hükümlerine benzeyen durumlarda bulunmaktadır ki bunların otorite olmadan gerçekleşebilmeleri çok nadirdir.

“Sizi insanların değerli mallarını almaktan sakındırırım.” Bu, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) tayin ettiği emirlerine vasiyetidir. Bunun nedeni, yolculuğun uzak olması ve baskının uzamasının; kızgınlık, nefret ve kine dönüşmesidir. Mesele iki darbedir; birincisi onları güldürüp sevindirir, diğeri ise -ikinci kez çağırdığımızda tedirgin olmaları için- ciddiyet ve canlandırma darbesidir. Amellerin en hayırlısı, azda olsa sürekli olanıdır. İnsanların işlerini zorlaştıranlara gelince, Allah’ta onların işlerini zorlaştıracaktır. Allah’ın onların işlerini zorlaştırması olarak, kendi halklarının ve ümmetlerinin onlara düşmanlık etmeleri yeterlidir.

Davet ve cihad hayatı, kapalı bir sona giden piramit hikâyesi değildir, bilakis dengeli boyutlara sahiptir, çözülemeyen kesin bir düğümle sonuçlanmaz. Eğer iş böyle olmuş olsaydı, kendi yükümüzü ve insanların yükünü -sonrasında rahat etmemiz için- bu düğümün içine atmamız doğru olurdu. Ancak mesele böyle değildir. Bilakis mesele art arda gelen düğümler ve art arda gelen halkalardan oluşmaktadır. Bu nedenle hadiste geldiği üzere, ‘hızlı giden ne yol almıştır nede binecek bir sırt bırakmıştır.’ Hızlı ruhlular, süratli gider gelirler, çok şeyler tekrarlarlar ve vadileri bağırtılarıyla doldururlar, sonra aynı şekilde hızlıca dağılırlar.

İnsanlara şefkatli davranmak, onları güçleri yettiği şeylerle sorumlu tutmak, onlara rahatlık ve kolaylık kapılarını açmak, seni insanlara sevdirecek ve yine seni yaratıcıya da sevdirecektir. Kuşkusuz rahmet edenlere Rahman’da rahmet eder. Cemaatle olan işler, rahmet ve genişlik üzeredir. En zayıflarının yürüyüşüyle yürürüz. Tıpkı kişinin namazında olduğu gibi; cemaatte olduğunda gücü nispetince hafif tutar, kendi başına olduğunda ise istediği gibi uzatabilir. Sonra, keşke zamanımızdaki insanlar önceki insanların bulundukları halin onda birini gerçekleştirebilseler, işte o zaman kurtulurlardı.

 

Ebu Katade El-Filistini

 

 

[1] Muhammed: 36-37

[2]Kasas: 57

[3]Kasas: 57

[4]Kureyş: 4



İlgili Konular » Ebu Katade |

  • Paylaş